AİHM’in “Demirhan” kararı kesinleşti: ByLock dosyalarında “kategorik yaklaşım” ihlal sayıldı; KHK’lılar için yeniden yargılama tartışması yeniden alevleniyor

image

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 239 başvurucuyu kapsayan Demirhan ve Diğerleri / Türkiye kararı, 3 Kasım 2025 tarihinde Büyük Daire’ye sevk taleplerinin reddedilmesiyle birlikte kesinleşti. Aynı gün, Selahattin Demirtaş / Türkiye (No. 4) kararı da kesinleşen dosyalar arasında yer aldı.

Serbestiyet’te yayımlanan değerlendirme yazısında hukukçu Levent Mazılıgüney, Demirtaş kararının kamuoyunda geniş yankı bulmasına karşın Demirhan kararının neredeyse hiç konuşulmamasını eleştiriyor; oysa her iki kararın da kesinleşmesiyle Türkiye bakımından bağlayıcı hale geldiğini vurguluyor.

“Demirhan” kararı ne dedi?

AİHM, 22 Temmuz 2025 tarihli Demirhan kararında, özellikle ByLock kullanımına ilişkin “kategorik” (ByLock var ise otomatik örgüt üyeliği) yaklaşımın, başvurucular bakımından:

  • AİHS m.7 (kanunsuz ceza olmaz) ilkesini,
  • ayrıca AİHS m.6/1 (adil yargılanma) güvencelerini

ihlal ettiğine hükmetti. AİHM, bu yaklaşımın çok sayıda kişiyi etkileyen sistemik bir sorundan kaynaklandığını da kayda geçirdi.

Karar, AİHM Büyük Daire’nin Yüksel Yalçınkaya / Türkiye kararında çizdiği çerçeveyle doğrudan bağlantılı: Mahkeme, ByLock’un salt kullanımı üzerinden kurulan otomatik suç atfının, öngörülebilirlik ve keyfiliğe karşı koruma bakımından ciddi sorunlar doğurduğunu uzun süredir vurguluyor.

Kesinleşme ne anlama geliyor?

AİHM’in 3 Kasım 2025 tarihli duyurusuna göre, Büyük Daire paneli Demirhan ve Demirtaş (No.4) dahil bazı dosyalarda sevk taleplerini reddetti; böylece ilgili Daire kararları “artık kesin” statüsüne geçti.

Demirhan dosyası bakımından, AİHM’in basın metninde ayrıca önemli bir not var: Mahkeme, ihlalin giderimi için iç hukukta yargılamanın yeniden açılması/reopening imkanının bulunduğunu ve bunun “kural olarak en uygun giderim yolu” olabileceğini hatırlatıyor.

Neden KHK’lılar açısından kritik?

Mazılıgüney’nin yazısında öne çıkan temel şu: Demirhan kararının görünmez kalması, ihlallerin “kime yapıldığına” göre seçici duyarlılık üretilmesi riskini büyütüyor; oysa Demirhan, OHAL sonrası dönemde geniş kitleleri etkileyen yargılama pratiklerine ilişkin çok doğrudan bir hukuk devleti testi niteliğinde.

KHK’lılar bakımından somut önem ise üç başlıkta toplanıyor:

  1. Ceza mahkûmiyeti bulunan KHK’lılar için doğrudan etki
    KHK sürecinden geçen çok sayıda kişi hakkında, ByLock ve benzeri dijital göstergeler “belirleyici” kabul edilerek TCK 314 bağlantılı mahkûmiyetler kuruldu. Demirhan, tam da bu “otomatik eşitleme” mantığını AİHS m.7 ve m.6 açısından sorunlu buluyor.
  2. Yeniden yargılama/yenileme tartışmalarına dayanak
    Kararın kesinleşmesi, iç hukukta “yeniden yargılama” mekanizmalarının (dosyaya göre) daha güçlü bir hukuki zeminde tartışılmasına imkan veriyor; AİHM de giderim bakımından “reopening” imkanına işaret ediyor.
  3. İdari tasarruflar ve “iltisak” değerlendirmeleri bakımından dolaylı etki
    KHK’lıların büyük bir kısmı için idari süreçlerde de benzer “gösterge setleri” (dijital izler, ilişkilendirme mantığı, kalıp değerlendirmeler) kullanıldı. Demirhan kararı doğrudan idari ihraç dosyası olmasa da, “kategorik delil okuması”na karşı koyduğu standart, hukuki tartışmanın yönünü etkiliyor.

Mazılıgüney, yazısında ayrıca AİHM kararlarının uygulanmasının “siyasi icazet” meselesi değil, hukuk devleti yükümlülüğü olduğunu; bu tür kararların seçici biçimde ele alınmasının yeni ihlaller üreteceğini savunuyor.