Şanlıurfa Barosu: “AİHM kararları derhal uygulanmalıdır”

image

Şanlıurfa Barosu Başkanlığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye aleyhine verdiği kesinleşmiş nitelikteki kararların gecikmeksizin ve eksiksiz biçimde uygulanması çağrısında bulundu. Baro, Anayasa’nın 90. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 46. maddesi çerçevesinde AİHM kararlarının bağlayıcı olduğunu vurgulayarak, yükümlülüğün yalnızca tazminat ödenmesiyle sınırlı olmadığını; ihlalin ortadan kaldırılması ve sonuçlarının giderilmesini de kapsadığını ifade etti.

Açıklamada, özellikle AİHS’nin 18. maddesi yönünden ihlal tespiti bulunan dosyalarda devletin takdir alanının daraldığı, kararların uygulanmamasının ise ihlalin devamı anlamına gelebileceği değerlendirmesine yer verildi.

Baro, hangi AİHM kararlarını hatırlattı?

Baronun kamuoyuyla paylaştığı metinde öne çıkarılan kararlar arasında, Osman Kavala/Türkiye ve Selahattin Demirtaş/Türkiye (No.2) kararları ile birlikte, “ByLock” deliline dayalı mahkûmiyetlere ilişkin üç toplu karar yer aldı.

  • Kavala/Türkiye kararında AİHM, AİHS’nin 5. ve 18. maddeleri yönünden ihlal tespit ederek başvurucunun derhal serbest bırakılması gerektiğini belirtmişti.
  • Demirtaş/Türkiye (No.2) – Büyük Daire kararında ise Mahkeme, AİHS’nin 18. maddesi (AİHS m.5 ile bağlantılı) bakımından ihlal bulmuş; ayrıca AİHS m.46 kapsamında başvurucunun derhal tahliyesi için gerekli tedbirlerin alınması gerektiğine hükmetmişti.

“ByLock” dosyalarında 2.420 başvurucu: Üç toplu kararda yeni ihlal tespitleri

Şanlıurfa Barosu’nun açıklamasında yer verdiği bir diğer başlık ise AİHM’in 16 Aralık 2025 tarihli üç “komite kararı” oldu. Bozyokuş ve Diğerleri/Türkiye, Karslı ve Diğerleri/Türkiye ve Seyhan ve Diğerleri/Türkiye başlıklarını taşıyan bu dosyalarda Mahkeme, AİHS m.7 (kanunsuz ceza olmaz) ve/veya AİHS m.6/1 (adil yargılanma hakkı) yönünden ihlal bulunduğuna karar verdi. Bu üç dosya toplam 2.420 başvuruyu kapsıyor.

AİHM, bu toplu kararlarda da (Yalçınkaya ve Demirhan çizgisinde) Türk yargısının ByLock kullanımına dair kategorik yaklaşımının—“uygulamayı kullanan herkesin, kural olarak bu olguya dayanılarak örgüt üyeliğinden mahkûm edilebilmesi” anlayışının—başvurucular bakımından keyfî kovuşturma/mahkûmiyet riskine karşı etkin güvenceleri zayıflattığını ve adil yargılanma standartlarını zedelediğini kaydetti.

Mahkeme ayrıca, bu tür kararların icrasının Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi gözetimine tabi olduğunu; ihlalin giderimi bakımından iç hukukta yargılamanın yenilenmesi gibi mekanizmaların önem taşıdığını da not etti.

“Tercih değil, yükümlülük” vurgusu

Şanlıurfa Barosu, metninin sonuç bölümünde AİHM kararlarının uygulanmasının bir “tercih” değil, anayasal ve uluslararası bir yükümlülük olduğunu belirterek Türkiye’deki tüm yargı mercilerini ve ilgili kurumları, kesinleşmiş AİHM kararlarını gecikmeksizin uygulamaya davet etti.